Haber Açısı
Anasayfa | Künye | İletişim | Haber Açısı Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haber Açısı sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haber Açısı RSSRSS 23 Ekim 2014, Perşembe
Loading
ANAYASAL BAKIŞ - Prof. Dr. Hasan TUNÇ
ANAYASA İLKELERİ
14 Haziran 2012                2033 kez okundu.             Yazar E-posta:htunc@gazi.edu.tr
Facebook Paylas
  Prof. Dr. Hasan TUNÇ

Bizce; Cumhuriyetimizin temel felsefesine uygun, üniter ve milli yapımızın muhafaza edileceği, evrensel insan haklarının en iyi şekilde ifade bulduğu, demokratik parlamenter rejimin olmazsa olmazı ve insan haklarının korunmasının temel şartı olan kuvvetler ayrılığı prensibinin en sağlıklı sisteme kavuşturulacağı anayasa ilkelerini belirleme, her Türk vatandaşının görevi olmalıdır.

Bize göre, Ülkemizde yaşanılan anayasa yenileme sürecinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ile Türk Milletinin temel değerlerinden taviz verilmemelidir. Şöyle ki;

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi, Türkiye Cumhuriyetinin bir tek devlet olduğunu, tek bir millete dayandığını belirtir. Bu ilke, ülke veya millet unsurlarında bölünme tehlikesi yaratabilecek olan her türlü ayrılıkçı akımın yasaklanmış bulunduğunu ifade etmektedir. Aynı zamanda bu ilke dış bağımsızlığın ve ülke bütünlünün korunması unsurlarını da içerir. Yine,devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesi, azınlık yaratılmasının önlenmesi, bölgecilik ve ırkçılık yasağı ile eşitlik ilkesinin korunması hususlarını da içermektedir. Bu ilke, federal devlet yapısını ve ülkede farklı vatandaşlıkları da yasaklamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti hem bağımsız ve hem de egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk milletine ait olduğu üniter bir devlettir.

Üniter devlette ülke, millet ve egemenlik unsurlarının bölünmesi düşünülemez ve düşünülememelidir. Devletin ülkesi il ve ilçe gibi idarî birimlere ayrılabilir. Bu birimler sadece anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen yetkileri kullanırlar. Bunların ayrı egemenliği yoktur, hepsinde aynı anayasa ve aynı kanunlar, kısacası aynı hukuk uygulanır. Üniter devlette millet unsuru da bölünmez. Millet unsurunu meydana getiren insanlar arasında din, dil, etnik yapı vb. bakımlardan ayrım yapılamaz. Bu nedenle de, etnisite, din (cemaatler) veya dil temelinde egemenlik arayışlarına girilemez, bu yönde farklılıklar yaratılamaz. Üniter devlet her tür ayrımcılığı reddeder. Yine üniter devlette egemenlik tektir ve bölünmez bir bütündür. Ülke ve millet bünyesinde farklı egemen yapılar kurulamaz. Yani ülke ve insanlarının bir bölümü üzerinde ayrı egemen güçler oluşturulamaz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti insan haklarına dayanan, milli, üniter,demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir ve öyle kalmalıdır. Devletin dilinin “Türkçe”, başkentin “Ankara”, milli marşın “İstiklal Marşı” ve bayrağın beyaz ay yıldızlı “Albayrak” olduğu gerçeği anayasal sistemimizin temelini oluşturur. Belirtilen temel ilkeler, üniter ve milli devlet ilkelerini de kapsayacak biçimde korunmalıdır. Bu ilkelerden verilecek en ufak bir taviz anayasanın ilkeler bütününü ortadan kaldıracağından, Türkiye cumhuriyeti devletinin sonlanması veya rejimin değişmesi anlamına gelecektir. 

Cumhuriyetin kuruluş felsefesindeki Türk milleti anlayışını Mustafa Kemal Atatürk açık bir şekilde ortaya koymuştur. Atatürk’e göre; “bir harstan (kültürden) olan insanlardan mürekkep cemiyete millet denir”. Anayasamızda'da bu anlayışı esas alan mevcut vatandaşlık tanımı muhafaza edilmelidir.  Ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişiler “Türk” kabul edildiğine göre, dil, din, ırk ve kültürel kökene ilişkin ayrıcalıklar ortadan kalkmakta, belli bir dinden, kültürden etnik kökenden olan çoğunluğa karşı korunması gereken bir azınlıktan da bahsedilememektedir. Diğerdeyişle vatandaşlık anlayışı etnik ayrışmayı değil, hukuki ve siyasi bir bağı esas alan mevcut bütüncü yaklaşımı korumalıdır.

Türkçe, Türkiye cumhuriyeti devletinin sadece resmi dili değildir.Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile vatandaşlık bağı içinde bulunan herkesin aynı zamanda eğitim dilidir. Türkiye’de Türkçe dışındaki mahalli/bölgesel dillerin eğitim dili olarak kabul edilmesi mümkün olamaz. Zira hiçbir uluslar arası hukuk metninde de böyle bir hak kabul edilmemiştir. Uluslararası hukuk açısından, ayrımcılığın önlenmesi konusundaki düşünce ve uygulamalarla dahi, bölgesel (mahalli) dillerin eğitim dili olarak kabul edildiği bir uygulamaya rastlanılmamaktadır. Bir dili öğrenmek ile o dili eğitim dili olarak kabul etmek çok farklıdır. Zira Devletin egemenlik alanı olan toprak parçasında yaşayan vatandaşlara ait bölgesel (mahalli) dil ve özellikler, o ülkenin kültürel zenginliğinin ifadesidir. Vatandaşların mahalli dil ve lehçelerinin devletin resmi kurumları dışında, özel eğitim kurumlarınca öğretilmesinde hiçbir engel olmamalıdır.

Siyasi âdemi merkeziyetçilik (siyasi özerklik), ayrışmaya ve federalizme giden yeni bir devletleşme aracıdır.Henüz devlet kurma gücüne ve becerisine ulaşamamış bir siyasi yapının, bu yolla ilk adımlarını atması projesidir. Böyle bir proje demokratik kurumları değil,yeni siyasi vesayet makamlarını, yeni egemen unsurları kaçınılmaz olarak üretecektir.Ülke bütünlüğünü tümüyle yok edebilecek benzeri fikir ve yaklaşımlardan uzakdurulması gerekmektedir.

Milli bir mutabakat metni olan, gelecek nesillerimize gönül rahatlığı ile emanet ve tevdi edebileceğimiz, onların mutluluk ve refahını amaçlayan Türk Anayasasına kavuşmak dileğiyle…


                                        haberaçısı

 

Bu sitede yer alan bilgiler Haber Açısı adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
FaceBook'tan Yorumla
Copyright © 2014 Haber Açısı Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.