Haber Açısı
Anasayfa | Künye | İletişim | Haber Açısı Ana Sayfan Yap Açılış Sayfası Yap | Haber Açısı sık kullanılanlara ekle Sık Kullanılanlara Ekle | Haber Açısı RSSRSS 20 Eylül 2014, Cumartesi
Loading
EROĞLU:MİHRİBAN'IN HÜZÜNLÜ HİKAYESİNİ ANLATTI
13 Ağustos 2012 16:48  |  Okunma: 2284  | 
Facebook Paylas
“ Şiirden Türküye “Mihriban”: MUSA EROĞLU İLE MİHRİBAN VE KARAKOÇ ÜZERİNE „
Söyleşi: Mehmet ÇEVİK

“Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk denince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban”
Abdürrahim Karakoç’un kalemiyle şiir olan Mihriban, Musa Eroğlu’nun bağlaması ve sesiyle de türkü oldu. Üstelik zamanla, şiir olarak Karakoç’un, türkü olarak da Eroğlu’nun hudutlarını bile aşıyor Mihriban. Musa Eroğlu; Âşıksın Gönül, Suları Islatamadım, Aşk Hikâyesi ve Bebeğe Çağrı gibi Karakoç imzalı çok sayıda şiiri türkü kültürüne kazandırır. Ancak Eroğlu, Karakoç’u 1960’lı yıllarda Mihriban ile keşfeder…

Mehmet Çevik: Sizin bestelediğiniz iki Mihriban var. Önce hangisini bestelediniz, yıl kaçtı?
Musa Eroğlu: Önce ikinci Mihriban’ı besteledim ben, “Unutmak kolay mı deme / Unutursun Mihriban’ım” dizeleriyle başlayan. 1960’lı yılların başıydı, 1962 olabilir.

- Peki önce şiiri bulup ona mı beste yaptınız, yoksa yaptığınız bir besteye bu şiiri mi buldunuz?
- Önce besteyi yapmıştım, uygun bir şiir bulursam değerlendiririm diye bekliyordum. 1962 diyorum ama o melodi çocukluk yıllarıma kadar uzanır benim. Hep uygun bir şiir bulmak için bekliyordum.

- Mihriban şiirine nasıl ulaştınız?
-Çok ilginçtir o olay. Dedim ya 1960’lı yılların başıydı. Ankara’ya gitmiştim. Gençlik Parkı’na girmek istedim ama giriş ücretliydi. Giriş ücreti ne olacak ki? Ama o kadar bile param yokmuş demek ki. Bu yüzden kenardaki tellerin üzerinden atlayıp öyle girmiştim parka. Telin üzerinden parka atlayınca hemen önümde bir kâğıt gördüm. Bir kitaptan mı kopmuştu yoksa bir defterden mi onu şimdi pek hatırlamıyorum. Bir şiir vardı kâğıdın üzerinde. Dikkatimi çekti, elime aldım. İşte o Mihriban şiiriydi: “Unutmak kolay mı deme / Unutursun Mihriban’ım”. Çok etkilenmiştim şiirden, kafamdaki melodiyle de çok uyumluydu. Hemen türküyü tamamladım orada. Ancak plağa okumak için epey beklettim Mihriban’ı. 1965’ten itibaren 45’lik plaklar yapıyordum, ama 1975’teki ilk long play’ime almıştım o türküyü.

-“Sarı saçlarına deli gönlümü / Bağlamışım çözülmüyor Mihriban” dizeleriyle başlayan birinci Mihriban’ı ne zaman bestelediniz?
-Onu bestelemem 1979-80 arasındaydı sanırım. Çok daha sonraları yani. Ancak daha çok sevildi bu türkü. Şiirler birbirini tamamlıyordu, besteler ve türküler de tamamladı diye düşünüyorum. İyi bir damar yakalamıştım Karakoç’ta. O yoldan ilerledim ve şiirlerini besteleyip türkü yaptım. Birinci Mihriban da bunlardan biriydi.

-Mihriban’dan sonra Karakoç’un birçok şiirini bestelediniz. Nasıl etkiledi Karakoç sizi, ne gördünüz onda?
-Felsefe, töre, aşk ve hasretlik konularında yanık kokular alıyordum Karakoç’tan. Aşkın yanında çok derin ama çok estetik ifade ettiği keskin bir öfke de vardı Karakoç’ta. Üstelik tüm bunları geleneksel bir yapıda, dörtlüklerle, hatta mahlas bile kullanarak dile getiriyordu.  Tüm bunlar inanılmaz etkiliyordu beni. Bir taraftan beni yoran ama diğer taraftan da müthiş bir enerji veren şiirleri vardı.

-Mihriban’ı bestelediğinizde Karakoç’la tanışmıyordunuz. Ne zaman, nasıl tanıştınız onunla?
-Evet, o zaman tanışmıyorduk. Ama tanışmamız da çok ilginçtir.Şiirlerini izinsiz bestelediğim gerekçesiyle mahkemeye vermiş beni. İki kez mahkeme olmuş, bana tebligatlar gönderilmiş ama elime ulaşmamış benim. Haberim yok. Marmaris’teydim. Jandarma geldi, aldı beni. Polis nezaretinde İstanbul’a mahkemeye götürdüler. Mahkemede Karakoç dedi ki “Ben bu adamdan davacı değilim, vazgeçtim. Sadece benim şiirlerimi besteleyip türkü yapan adamı yakından görmek, tanımak istedim.” Hâkim de şaşırdı. Ama Karakoç öyle deyince dava düştü, üstelik mahkeme masraflarını da o karşıladı. Tanışmamız bu şekilde olmuştu.

-Özel bir arkadaşlığınız, dostluğunuz var mıydı Karakoç’la?
-Hayır. Çok fazla bir arada da bulunmadık zaten. Ara sıra bizim müzik okuluna gelirdi, orada ayaküstü hâl hatır sorardık. Aşk konusunda, gönül dünyasında birleşsek de ayrı ayrı dünyalarda yaşıyorduk aslında. O da farkındaydı bunun, ben de. İkimizin de kırmızıçizgileri belliydi. Hiç zorlamadık o yüzden.

-Son olarak ne söylemek istersiniz Mihriban’lar ve Karakoç’la ilgili?
-Bu türküler çok sevildi, bu yüzden, birçok sanatçı tarafından da söylendi zaten. Mihriban’lar, tanınma anlamında bana da Karakoç’a da çok şey kazandırmıştır. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki asıl kazanan bu ülkenin sanatı, edebiyatı, müziği, kültürü, türküsü oldu. O nedenle de çok mutluyum. Karakoç’a gelince adam çok sağlam bir darbe yemiş. Ona bu şiirleri yazdıran darbeyi kimden, ne zaman, nasıl yemiş bilmiyorum; ama belli ki allak bullak etmiş onu, başka bir âleme götürmüş. Açıkçası bunları bilmek isterdim; ama çok ketum biriydi. Birine anlattı mı, birileriyle paylaştı mı bunları; yoksa beraberinde mezara mı götürdü bilemiyorum…

kaynak:kurgan edebiyat dergisi

  


Bu sitede yer alan bilgiler Haber Açısı adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
FaceBook'tan Yorumla
Copyright © 2014 Haber Açısı Ulusal Haber, Köşe Yazısı, Analiz, Fotoğraf ve Video Portalı. Tüm hakları saklıdır.